İlk keşfeden Türkler oldu!

“Müzik ruhun gıdasıdır” sözünü duymayan yoktur. Peki müzik vücudun da gıdası olabilir mi? Bir Takım tarihçiler ve bilim insanları en düşük 6 bin yıldan beri aralıksız Türk müziği geleneğinden bahsediyorlar. Kökeni bu kadar eski olan Türk müziği farklı alanlara yönlendirilmiş hastalıkların tedavisi için kullanılmış ve hâlâ da kullanılıyor! ABD New York’ta 1920’li yıllarda hastanelerde ve hapishanelerde müziğin yatıştırıcı etkisinin araştırılmaya başlanması ile her yerde gündeme gelen müzikle tedaviyi, Türkler yüzyıllar öncesinden nasıl keşfettiler? Günümüzde müzikle çare nasıl yapılıyor? İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Müzikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Pınar Somakcı ve Akademisyen-Müzisyen Emine Begüm Kanıkey Güvenç Akçay’a sorduk.

‘GİZEMLERE MÜZİK, RİTİM VE DANSLA KARŞI KOYDULAR’

Türklerde müzikle tedavinin başlangıcının, emin bir tarih verilememekle birlikte Türk tarihi dek eskiye gittiği düşünülüyor. Müziğin insanları bir hipnoz hali oluşturarak etkilediği ve hatta kitlelere zaman zaman yön verdiği söyleniyor. Tarih her tarafında da hastalıkların tedavisinde oldukça yaygın bir yöntem olarak kullanılmış. Prof. Dr. Pınar Somakcı insanların doğal felaketlerin ne olduğunu anlayamadıkları gizemli durumlarda olayları mucizevi gizemlerle, ruhlarla ve sihirlerle bağdaştırdıklarını, tekrar bu felaketlerin hastalıklara sebep olduğunu düşündükleri fena ruhlardan korunmak için doğadaki sesleri taklit ettiklerini söyledi.

“Dinç gördükleri hayvanların derilerinin gerili olduğu ve üstünde devlete ait çizili hayvanın gücünü kullandıklarına inanarak bu gizemlere müzik, ritim ve dansla karşısında koymuşlardır” diyen Somakcı, Şamanizm’e göre hastalıkların, fena ruhların insanları cezalandırmasından kaynaklandığını belirtti. böylece tedavinin de müzik ve ritim eşliğinde yapılan danslar ve söylenen şarkılardan oluştuğuna dikkat çekti.

‘DİNİ KURALLAR VE ÖLÇÜLERİNCE KULLANILDI’

Prof. Dr. Pınar Somakcı İslamiyet’in kabulünden sonradan Şaman inancının İslam dini inancına yerinde olmaması sebebiyle Şamanizm geleneklerine kadar yapılan tedaviye karşın ayin ve törenlerin terk edildiğini söyledi. Prof. Dr. Somakcı, “Fakat her ne olursa olsun müziğin insan ruhuna olan etkileri göz ardı edilmedi. Savaşlarda, kahramanlık, cesaret ve zor vermesi; eğlencelerde, kutlamalarda müziğin bir araya getirme, paylaşma özelliği nedeniyle İslam dini kuralları ve ölçülerince kullanılmaya devam edildi” dedi.

61f621b3c8c37323e4aed665.png

1820 YILINA KADAR UYGULANDI

Arap filozof El-Kindî’nin Hıltlar tedavisinin, udun telleri ve dört element ile vücuttaki dört sıvının, ilgili tel üzerindeki müzikal gezinme sonucunda vücuttaki bu sıvıların güçlendiği ya da zayıfladığı teorisine dayandığına dikkat çeken Prof. Dr. Pınar Somakcı, geleneksel Osmanlı hekimliğinin son temsilcisi Gevrekzâde Şuûri Hasan Efendi’nin “Tâdîlü’l Emzice” adlı eserinde de makamların ve tedavi edilen hastalıkların burçlar, avaze, gezegenler, unsurlar, cilt rengi, meslekler ve gün içindeki zamanlara kadar sınıflandırıldığını belirtti. Somakcı, “Selçuklu ve Osmanlı Dönemi makamsal müzikle tedavi, özel şifahanelerde 1820 yılına kadar uygulandı” dedi.

‘BURCUNA YERINDE MAKAM DİNLETİLİYORDU’

Selçuklu ve Osmanlı döneminde uygulanan makamsal müzikle tedavinin hekim kadar hastanın müzikle tedaviye uygun görülmesiyle başladığını gösteren Prof. Dr. Somakcı, müneccimbaşıları göre hastanın yıldıznamesinin hazırlandığını, burcuna tarafından hastalıklara olan yatkınlığının belirlenmesini sağladığını belirtti. “Kişinin burç özelliklerine göre karakter analizinin tamamlanması, sanatçı müzisyenler kadar hastanın burcuna uygun makamın hastaya dinletilmesi ile çare şekilleniyordu” diyen Somakcı, özel şifahanelerde müneccim, doktor ve artist müzisyenlerin bir araya gelerek oluşturdukları makamsal müzikle tedavi yöntemi, bilhassa ruhsal hastalıkların tedavisinde kullanıldığına uyarı çekti.

‘KADİM BİR KÜLTÜR MİRASI’

Modern tıbbın gelişmesiyle bu nesil tedavilerin bırakıldığına uyarı çeken Pınar Somakcı, 1920’de New York’ta yapılan bir araştırmayla konunun her yerde gündeme geldiğini söyledi. Prof. Dr. Somakcı, “Her ne dek Avrupa’da uygulanmaya ve yayılmaya başladığı düşüncesi hâkim olsa da, fiilen müzikle çare biz Türkler için on yüzyıllık kadim bir kültür mirası” diye konuştu.

OTİZM TEDAVİSİNDE KULLANILIYOR

Pentatik müzik Orta Asya şamanlarının tedavi seanslarında kullandıkları bir müzik türü. Kanıkey Güvenç Akçay, bu müziğe bir takım müzikologların “Allah’ın hediyesi” dediklerini, Orta Asya şamanlarının çare seansında kullandıkları bu müzik türünün günümüzde Nordoff Robins Müzik Enstitüsü’nde bilhassa otistik çocukların tedavisinde kullanıldığını söyledi. Müzisyen Akçay, “Bu müzik türünün kendine güven ve istikrar duygusal verdiği tespit edildiği için otizmin aşılmasında fazla etkili olduğu görülüyor” detayını aktardı.

61f621bcc8c37323e4aed667.png

KÖTÜ RUHLARI KOVAN ÖNEMLİ BİR ÇALGI

Tedavi sırasında kolay ritim aletlerinin, bazı üflemeli telli, yaylı çalgıların ve Orta Asya döneminde kullanılan kopuz veya bağlamanın tedavi edici, iyi ruhları çağıran, fena ruhları kovan kayda değer bir çalgı olarak kullanıldığını söyleyen Prof. Dr. Pınar Somakcı, “İslamiyet’in kabulünden sonra askeri müzik ve dini müziğin gelişmesiyle kös, nakkare, zil, ney, rebap kudüm, halile, çeng gibi çalgılar kullanıldı. Dini motifler yerini yavaşça sosyal konulara çevirmesiyle klasik Türk müziği ve ırk de gelişmiş, zamanla tedavide ud, santur, kanun, tanbur, kemençe, bağlama gibi çalgılar da kullanılmaya başlanmıştır” ifadelerini kullandı.

‘CESARET DUYGUSUNUN UYANMASI İÇİN KULLANILDI’

Türklerin tedavide kullandıkları çalgıların en eskilerinin davul ve flütler olduğunu söyleyen Kanıkey Güvenç Akçay, “Davullar ilan ve muhabere aleti olmasının yanına şamanlar kadar da fena ruhların kovulması ve yiğitlik duygusunun uyanması için kullanılmıştı” dedi.

HASTALIKLARDAN KORUYUCU BİR UNSURDU

Yayla veya parmakla icra edilen kopuz, topşuur, komuz, kıyak, dombra, dutar, koçkarca (rübab), çeng, gıçek, yatugan (cetigen) miskal, kılkopuz, şöhret gobız, asatayak, sıbızgı, davul gibi müzik aletlerinin ve çeşitli ritim sazlarının eşliğinde şamanların trans haline geçtiklerine uyarı çeken müzisyen Akçay, tarihi seyirde İslam dininin tesiriyle Asya Türk musikisinin zaman içerisinde tasavvufi Türk musikisini doğurduğunu söyledi. “Bahsi geçen enstrümanların yanına yeniden keman, bağlama, cura, âşık sazı, son dönemlerde piyano da kullanılan enstrümanlar arasında” diyen Akçay, müziğin Türk kültüründe sadece hastalıkların tedavisinde değil, hastalıktan koruyucu bir öğe olarak kullanıldığına da aksan yaptı.

Makamların tedavilerde kayıtlı bir dinlenme saati olduğunu söyleyen Prof. Dr. Pınar Somakcı aynı zamanda makamların ırka, burca, mesleğe ve cilt rengine etkisi olduğunu da ekledi. Konuyla ilgili ilk araştırmayı 17. yüzyılda yaşamış olan şair, doktor Hasan Şuûrî’nin “Ta’dîlü’l-Emzice” isimli eserinde kaleme aldığını söyleyen Somakcı, bu kitaptla hastalıkların makamlarla ve on iki burçla ilişkilendirdiğini söyledi.

FELÇ, BAĞIRSAK HASTALIKLARI VE DAHA FAZLASI…

Araştırmalara tarafından müzikle tedavinin temelini yaratıcı on iki makamın iyi geldiği hastalıklar şu şekilde sıralanıyor:

Makâm-ı râst: Felce iyi kazanç.

Makâm-ı ‘ırâk: Ateşli hastalıklara, insana sersemlik veren bir hastalıklara, yüzün ve göz kapaklarının şişmesi, bir sıcak verem ve çarpıntıya faydası vardır.

Makâm-ı ısfahân: Soğukluk ve kuruluktan kaynaklanan hastalıklara iyi geldiği gibi akıl, akıl, hatırlama ve düşünme, yoğunlaştırma ve odaklanma gücünü artırır.

Makâm-ı zirefkend: Bedende görülen felç, ağız felci, yarım felç, sırt ağrısı, eklem ağrıları ve kulunç hastalıklarını çare eder.

Makâm-ı rehâvi: Her türlü baş ağrısına yardımcı olup, yürek çarpıntısını engeller. Felç ve balgam ve kanla ilgili hastalıkları bedenden söker atar.

Makâm-ı büzürg: Bağırsak ağrısı, kulunç ve vücutta görülen ciddi hastalıklara faydası olup zihni berraklaştırır. Içten düşünmeyi, zihni toparlamayı sağlar, sevda (aşırı sevgiden doğan bir çeşit rahatsızlık) ve çeşitli korkularla ilgili hastalıklara büyük faydaları olur.

Makâm-ı zengûle: Us hastalıkları, ciğerler ve mide ile ilgili rahatsızlıklara faydası olmasının yanı sıra kalbe ferahlık ve kolaylık verir.

Makâm-ı hicâz: İdrara çıkma zorluğuna, vücutta görülen güvenli olmayan sızı ve sancılara iyi gelmesinin yanında cinsel gücü harekete geçirir.

Makâm-ı buselik: Kulunç hastalığına, kalça kemiği ağrısına, baş ağrısı ve kanla ilgili rahatsızlıklara faydalıdır.

Makâm-ı uşşâk: Gut hastalığı, uykusuzluk ve bacak ağrılarını tedavi epeyce faydalı olup insanı rahatlatır.

Makâm-ı hüseynî: Yürek ve ciğerde oluşan iltihaplara, mide rahatsızlıklarına, sıtmalı ve hummâlı hastalıklarının ateşini söndürmeye faydalıdır.

Makâm-ı nevâ: Uyluk başından tırnağa değin varan siyatik ağrısına, kalça kemiği ağrısına iyi geldiği gibi insanı bozuk düşüncelerden uzaklaştırır ve zihnin anımsama gücünü artırır.

61f621c5c8c37323e4aed669.png

ESMER TENLİLER İÇİN IRAK MAKAMI

Osmanlı hekimliğinin son temsilcisi Gevrekzâde Şuûri Hasan Efendi’ye göre, ressam bir müzisyenin şahısların tiplerine tarafından hangi makamın yerinde olduğunu bilmesi gerekiyor. Prof. Dr. Pınar Somakcı makam ile deri ilişkisini şöyle açıkladı:

“Esmer tenli ve kuru tenliler için Irak makamı. Buğday ve nemli tenliler için Isfahân makamı. Sarışın tenliler için Rast makamı. Beyaz tenliler için Kûçek makamı.”

NABIZ VE MÜZİK ARASINDAKİ ENERJIK İLİŞKİ

BUNUNLA BIRLIKTE Pınar Somakcı makamların günün hangi saatinde dinlenilmesi gerektiğine de değinerek, “Gevrekzade Şuûri Hasan Efendi, nabız ve müzik arasında zinde bir ilişkinin olduğunu, hekimin nitelikleri arasında müzik bilgisinin de olması gerektiğini söylemiştir. İyi bir hekimin, günün hangi saatlerinin hangi mizaçlarla ahenkli olduğunu bilmesi ve musikişinaslara yol göstermesi gerektiğini, öncelikle hastanın tabiat ve mizacını tanı ederek ona faydalı olabilecek musikiyi saptama etmesi gerektiğini ifade etmektedir” şeklinde konuştu.

61f621cdc8c37323e4aed66b.png

‘KALP RİTMİNİ TEKRARLAYAN RİTİM’

Her bir enstrümanın insana verdiği hissin farklı olduğunu söyleyen müzisyen Kanıkey Güvenç Akçay, “Ney sesi insana en yakın seslerdendir. Gönüle hitap eder. İnsanı manevi olgunluğa yöneltir. Müzik terapi çalışmalarında geleneksel formda Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma grubu olarak yaptığımız pasif terapide, icra edilecek makam ney sazı veya diğer bir üflemeli sazla ritimsiz emprovize olacak şekilde başlanır. sonra su sesi ve dombra enstrümanları eşlik eder. Su sesinin arındırıcı özelliği vardır. Kötü düşüncelerin oluşmasını engeller, frekansı yükseltir. Dombra veya bendir ile yürek ritminde birbirini tekrarlayan ritim vurulur. Her Yerde eden ritimler dışarıdan gelen seslere kalkan olurlar ve transı kolaylaştırırlar, ney veya üflemeli enstrüman ritimli şekilde makamda gezinir. daha sonra yaylı, telli, tuşlu sazlar icra edilen makamda doğaçlama gezinirler ve seans biterken bitmiş başladığı gibi ney ile ya da üflemeli sazla önce ritimli daha sonra ritimsiz tek olarak seans bitirilir. Terapiye başlarken üflemeli sazlar tercih edilir ama diğer entsrümanlar da icrada kullanılabilir” ifadelerini kullandı.

TELLİ SAZLAR KARARLILIK VE GÜVEN HİSSİ UYANDIRIYOR

Üflemeli sazların rahatlatıcı, sakinleştirici, zihni arındırıcı, acı derecesini azaltıcı özelliği olduğuna uyarı çeken Akçay, bu sebeple üflemeli sazların uyku öncesi rahatlamak, gün içerisinde gerginliği ve stresi eksilmek için dinlenebileceğine dikkat çekti. “yaylı sazlar frekanslarının yüksek olması dolayısıyla güne başlarken dinlenebilir. İnsanda gerginliği azaltıcı, esneklik artırıcı özelliği vardır. Yaylı sazların ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde etkili olduğu bilinmektedir ayrıca düşük nabzı yükseltir” dedi. 

Müzisyen Akçay, vurmalı çalgıların enerji seviyesini dengelediklerini ve Parkinson, Alzheimer, hiperaktivite gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığını belirtti. Telli çalgıların insan bünyesindeki sıvıları harekete geçirdiğini söyleyen Akçay, bununla beraber istikrar, düzen ve güven hisleri uyandırdığına da uyarı çekti.

HİCAZ MAKAMI GECE, SABA MAKAMI GÜN DOĞMADAN

Kanıkey Güvenç Akçay, 200 takvim bir kaynak olan Hâşim Bey Mecmuası’nda hangi makamın hangi organa faydalı olduğuna, hangi saatlerde dinlenilmesi gerektiğine dair bilgilerin bulunduğuna dikkat çekerek şunları açıklama etti:

“Musiki üstadı, alim, Safiyü’d-Din Urmevî belli makamların belirtilmiş saatlerde dinlenilmesinin daha etkili olacağını açıklama etmiştir. Bu bilgilere tarafından Hüseyni makamı tan yeri aydınlandığında, Zirgüle makamı öğle zamanında, Rast makamı gece yarısı, kuşluk zamanında ve gündüz, Saba makamı gün doğmadan, Hicaz makamı gece vakti, İsfahan makamı gün batarken dinlenirse etkilidir. Ayrıca Türk müziğinin kökeni olan, günün adeta her saatinde dinlenebilen ‘pentatonik’ müziğin kendine güven ve kararlılık duygusal uyandırdığı bilinir. Pentatonik müzik, insanı doğasına yakınlaştıran müziktir.”

61f621d6c8c37323e4aed66d.png

KUTSAL BİR ATIN YÜRÜYÜŞÜNÜ TAKLİT EDİYORLARDI

Peki müzik ile çare esnasında gerçekleştirilen ritüeller nelerdi? Bu soruya Prof. Dr. Pınar Somakcı, ve akademisyen müzisyen Kanıkey Güvenç Akçay benzer cevabı verdi. Şamanlar dağıtılmış ritim ve özel melodilerle tanrisal bir atın yürüyüşünü taklit ederek veya değişik sembolik hareketlerle vecd halinde hastalıkların giderilmesi, toplum meselelerin çözülmesi, toplumda bereketin ve barışın olması için dua edip ata ruhuna yöneliyorlar. Şaman dansının günümüze değin ulaşmış aşina en eski misal olduğunu söyleyen Akçay,  bu dansın bugün Sıhhat Bakanlığı’nın düzenlediği ‘Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları’ alanında müzik terapi sertifika programında müzik terapisti Dr. Rahmi Oruç Güvenç’un öğretileriyle uygulandığını belirtti.

SAYISIZ BİLİMSEL ARAŞTIRMA VAR

Müzikle tedaviyi kanıtlama konusunda çeşitli kitap, makale, bildiri ve ivedi çalışmalarının bulunduğunu gösteren Prof. Dr. Pınar Somakcı, “1920 yılında New York eyaletinin hastane ve hapishanelerinde müziğin insan ruhu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. I. ve II. Dünya savaşları sonrası yaralılara canlı müzik dinletilmiş, tedavilere olumlu yansıyan sonuçlar değerlendirilmiştir. Böylece müziğin tedavideki yeri, müzik terapi olarak bir kere daha gündeme gelmiştir. Müzik terapide, dönemin psikoterapi yaklaşımları içinde yer alan teknikler alınmış ve geliştirilmiştir” dedi. Kanıkey Güvenç Akçay ise Türk Musikisini Araştırma ve Tanıtma grubunun kurucusu etnomüzikolog, müzik terapisti Dr. Rahmi Oruç Güvenç’in çalışmalarıyla öyle çok detayın gün yüzüne çıktığını ve Dr. Oruç Güvenç’in lüzum yurt içinde gerekse yurt dıştan yaptığı sayısız bilimsel araştırmanın bulunduğuna uyarı çekti.

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir